Uygar olmayan uluslar uygar ulusların ayakları altında kalmaya mahkumdur sözünü kim söylemiştir?

Bu söz Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. Kendisinin sayısız özlü sözlerinden sadece bir tanesidir. İşte buyrun bunlar da diğerleri:

Atatürk’ten Özdeyişler , Atatürk Şiirleri , Anılarla Atatürk

Biz Türkler , bütün tarihimiz  boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz .  

Ne kadar zengin ve münevveh olursa olsun istiklalden mahrum bir millet , medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muammeleye layık sayılamaz .  

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir , taç ve tahtlar batar , mahvolur . Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar .  

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır . Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız .  

Gerçi bize milliyetçi derler . Ama biz öyle milliyetçileriz ki , işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz . Onların milletlerinin bütün icaplarını tanırız . Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir .  

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar .  

Milli mücedelelere şahsi hırs değil , milli ideal , milli onur sebeb olmuştur .  

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır .  

Her fert istediğini düşünmek , istediğine inanmak , kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak , seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya  yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir . Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz .  

Türk milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda , durmadan , yılmadan ilerlemektir .  

Medeni olmayan insanlar , medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar .  

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor . Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sayıyorlar . Asıl küfür onlarınbu zannıdır . Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslamların kafirlere esir olmasını istemek değildir de nedir?Her sarıklıyı hoca sanmayın , hoca olmak sarıkla değil , dimağladır .  

Arkadaşlar , efendiler ve ey millet , iyi biliniz ki , Türkiye Cumhuriyeti şeyhler , dervişler , müritler , meczuplar memleketi olamaz . En doğru , en hakiki tarikat , medeniyet tarikatıdır .  

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri , gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır . Biz , ilhamımızı , gökten ve gaipten değil , doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz .  

 İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen ki cins canlıdan mürekkeptir . Kabil midir ki , bu kütlenin bir parçasını ilerletelim , ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin . Mümkünmüdür ki bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

 

Ey kahraman Türk kadını , sen yerde sürünmeye değil , omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın .

 

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir . Bugünkü analar için gereklivasıfları taşıyan evlat yetiştirmek , evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımaya bağlıdır . Onun için kadınlarımız , hatta erkeklerimizden daha çok aydın , daha çok feyizli , daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar;eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa .

 

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere , Türk Milleti’ne canımı vereceğim . .

 

Yüksek Türk!Senin için yüksekliğin hududu yoktur . İşte parola budur .

 

Sizler , yani yeni Türkiye’nin  genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz…Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler , asla ve asla yorulmazlar . Türk gençliği gayeye , bizim yüksek idealimize durmadan , yorulmadan yürüyecektir .

 

Biz cahil dediğimiz zaman , mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz . Kastettiğimiz ilim , hakikatı bilmektir . Yoksaokumuş olanlardan  en büyük  cahiller çıktığı gibi , hiç okumak bilmeyenlerden de hakikatı gören gerçek alimler çıkabilir .

 

Muallimler!Yeni nesil;cumhuriyetin fedakar öğretmenleri ve eğiticileri , sizler yetiştireceksiniz

 

Okul sayesinde , okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki , Türk Milleti , Türk sanatı , Türk iktisadiyatı , Türk şiir ve edebiyatı  bütün güzellikleriyle gelişir .

 

Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi , gerçek üretici olan köylüdür . O halde herkesten daha çok refah , saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür . Onun için , Türkiye büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu asli gayeye erişmek maksadını güder .

 

Ekonomik kalkınma , Türkiye’nin hür , müstakil , daima daha kuvvetli , daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir .

 

Ancak kendilerinden sonrakileri düşenebilenler , milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkanlarına kavuştururlar .

 

Milletin sevgisi kadar büyük mükafat yoktur .

 

Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız . Doğuşumdaki tek olağanüstülük TÜRK olarak dünyaya gelmemdir .

 

Bu ulusu ben değil , içimizdeki ruh , damarlarımızdaki kan kurtarmıştır .

 

Biz uygarlıktan , ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz .

 

Dünyada herşey için , medeniyet için , hayat için , muvafakiyet için , en hakiki mürşit ilimdir , fendir . İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir , cehalettir , delalettir .

 

Milletimiz daha da dindar olmalıdır diyorum . Ama bütün sadelik ve güzelliği ile . Dinime , bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam , bunada öyle inanıyorum . Şuura aykırı ilerlemeye engel hiçbirşey ihtiva etmiyor .

 

Şu anda batıl itikatlardan oluşan ikinci bir din mevcuttur . Fakat bu cahiller sırası gelince aydınlatılacaktır .

 

Eşini mutlu edecek herkes evlenmelidir . Çoluk , çocuk sahibi olmalıdır .

 

Bana bakmayınız . Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir .

 

Çocuk sevgisi insan için bir ihtiyaçtır .

 

Dünyada ne görüyorsak KADINın eseridir .

 

Biz Türkler , bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz .

 

Korku üstüne egemenlik kurulamaz .

 

Tam bağımsızlık denildiği zaman , tabii , siyasi , mali , iktisadi , adli , askeri vs . .   herhususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik kast olunmaktadır .

 

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki , onun karşısında zincirler erir . Taç ve tahtlar batar , mahvolur .

 

Tarimizin  en mutlu dönemi hükümdarlarımızın halife olmadıkları zamandır .

 

Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz . Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur .

 

Türkiye’de Bolşeviklik olmayacaktır . Çünkü Türk hükümetinin ilk gayesi , halka hürriyet ve saadet vermek , askerlerimize olduğu kadar sivil halkımıza da iyi bakmaktır .

 

 

Bizim dinimiz , milletimize hakir , miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez . Tam tersine Alllah da , peygamber de , insanların , milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor .

 

Bir memleketin , bir memleket halkının düşmandan zarar görmesi acıdır . Fakat kendi ırkından , büyük tanıdığı insanlardan vefasızlık , felaket görmesi daha acıdır .

 

Efendiler biz hayat ve istiklal isteyen bir milletiz . Ve yanlız ve ancak bunun için hayatımızı yok etmeyi göze alırız .

 

Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet edindiler . Hakiki  ulema , dini bütün alimler , hiçbir vakit bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler . Fakat gerçekte alim olmamakla beraber , sırf o kılıkta bulundukları için alim sanılan , çıkarlarına düşkün haris ve imansız birtakım hocalar da vardır . Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetva verdiler . Gerektikçe yanlış hadisler uydurmaktan çekinmediler . Gerçek ve imanlı ulema her devirde bunların kinine hedef oldu .

 

Bir kere memlekette topraksız köylü  bırakılmamalıdır . Bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir mahiyet olması , büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus yoğunluğuna ve toprak verim derecesine göre sınıflandırılması gerekir .

 

Biz  Türkler ruhen demokrat doğmuş bir milletiz .

 

Büyüklük odur ki kimseye iltifat etmeyeceksin , hiçkimseyi aldatmayacaksın . Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin . Herkes senin aleyhinde bulunacaktır , seni yoldan çevirmeye çalışacaktır . Önünde sonsuz engeller yığacaktır . Kendini büyük değil , küçük , araçsız hiç terakki edecek , kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacak , ondan sonra büyüksün derlerse bunu diyenlere güleceksin .

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE .

 

Bizim ahenktar , zengin lisanımız yeni türk harfleriye kendini göstericektir .

 

Bir başka çağdan kalma adetlerinizde , alışkanlıklarınızda direnirseniz , cüzzamlılar gibi tek başınıza kala kalırsınız . Benliğinize bağlı kalın ama , gelişmiş uluslar gibi gerekli olan şeyleri Batı’dan almasını bilin . Yoksa , bilim ve yeni düşünceler sizi bir lokmada yiyip bitirebilirler .

 

Benim Türk MilletineiTürk cumhuriyetine ve Türklüğün istikbaline ait görevim bitmemiştir . Sizler onları tamamlayacaksınız . Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz .

 

Bir adam ki  büyük olmaktan bahseder , benim hoşuma gitmez . Bir adamki memleketi kurtarmak için evvela büyük olmak lazımdır , der ve bunun için mumune intihap eder , onun için olmayınca , memleketin kurtulamayacağı kanaatinde bulunur;bu , adam değildir .

 

Zafer “zafer benimdir” diyebilenin , muvaffakiyet , ”muvaffak olacağım” diye başlayanın ve “muvaffak oldum” diyebilenindir .

 

Tembellik bütün fenalıkların anasıdır .

 

Bir ulus , bir toplum alnız bir kişinin çalışması ile adımcık bile atamaz .

 

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz . Benim sizden istediğim şey , yorulmamak değil , yorulduğunuz zaman da , durmadan yürümek , yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir .

 

Benim için ordumuzun kıymetini ifadede ölçü şudur:Türk ordusunun bir kıtası muadilinin behemal mağlup eder , iki mislini durdurur ve tespit eder .

 

Türkler bütün medeni milletlerin dostudurlar .

 

Hakikatı konuşmaktan korkmayınız .

 

Tatbik eden , icra eden , karar verenden daima daha kuvvetlidir .

 

Lüzumuna  kani olduğunuz bir işi derhal yapmalıyız .

 

Fikirler , cebir ve şiddetle , top ve tüfekle asla öldürülemez .

 

Size Bombasırtı Vakasını anlatmadan geçemeyeceğim . Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre , yani ölüm muhakkak , muhakkak…Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor . , ikincidekiler onların yerine gidiyor . Fakat ne kadar gığtaya şayan bir itidal ve tevekkülle , biliyor musunuz?Öleni görüyor , üç  dakikaya kadar öleceğini biliyor , en ufak bir fütur bile göstermiyor;sarsılmak yok . Okumak bilenler ellerinde Kur’anı Kerim , cennete gitmeye hazırlanıyor . Bilmeyenler , kelimei şahadet getirerek yürüyorlar . Bu , Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren , şaşılacak ve övülecek bir misaldir . Emin olmalısınız ki , Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur .

 

Efendiler , camiler birbirimizn yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır . Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapmak lazım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır . Millet işlerinde her ferdin zihni başlıbaşına faaliyette bulunmak elzemdir .

 

Gelecek için hazırlanan vatan evladına , hiçbir güçlük karşısında baş eğmeyerektam sabır ve dayanma ile çalışmalarını ve öğrenimdeki çocuklarımızın anne ve babalarına yavrularının tahsillerinin tamamlanması için her fedakarlığı göze almaktan çekinmemelerini tavsiye ederim .

 

Kültür , okumak , anlamak , görebilmek , görebildiğinden mana çıkarmak , uyanık davranmak , düşünmek , zekayı terbiye etmektir .

 

BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR .

 

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve maliyetimize bu hürmeti hissen , fikren , fiilen , bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim;bilelim kimilli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır .

 

Biz ilhamlarımızı gökten ve görünmez alemden değil , doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz . Bizim yolumuzu çizen , içinde yaşadığımız yurt , bağrından çıktığımız Türk

 

Ayrılış Destanı

 

Gel vatan , yas tutan ocaklara gel!

Oğul Mustafalı kucaklara gel!

Gel , karayazılı çiçeklerle gel!

Dol gözümü vatan , Ata’n geçiyor!

 

Ektiğin gündüzdü , biçtiğin gece ,

Güzelim ekini bastı delice

Herkte sabanlara , cenkte kılıca ,

Abıhayatları katan geçiyor .

 

 Gün görünür güne bakan her şey ,

Ne görsem benziyor , bak , O’na her şey ,

Başlamış şeklinden isyana her şey ,

Sanki her şeylerden o can geçiyor .

 

 Bir millet kolunca sallar üstünde ,

Bir vatan boyunca yollar üstünde ,

Dağlar bedenince küller üstünde ,

Kanayı kanayı bir tan geçiyor .

 

 O’nu bize gökten zafer getirdi ,

O’nu bizden alıp “Zafer” götürdü ,

“Yer görmesin” diye doğmuş koç sırtı

Çağların bağrında yatan geçiyor .

 

 O , bindi; al atlar kesildi yağız ,

O , bindi; bir yanardağ oldu Yavuz ,

19 Sonteşrin . . . Delirdi deniz ,

Hâlâ Marmara’dan figan geçiyor .

 

 Kara çıktı aynı gördüğü düşler ,

Cümle mülhimeler zara durmuşlar ,

Siyah borularda siyah ötüşler . . .

Bu sabah , İstanbul yastan geçiyor .

 

Defne burcu burcu seril yerlere ,

Bak , selâma durmuş minarelere ,

Bir şair şehirden bir âşık şehre ,

Destanlar üstü destan geçiyor .

 

 

Zeki Ömer DEFNE

 

 

 

 

 

 

Her Şey O’na Benzer

 

İncecikten bir kar yağar ,

Tozar “Kemal , Kemal” diye . . .

Ak ellerin kalem tutar ,

Yazar “Kemal Kemal” diye . . .

 

 Bütün eller “Kemal” yazar ,

Bütün diller “Kemal” söyler ,

Hey dağların anası ,

“Kemal” siz vatan neyler?

 

 Söyle bana yavrucuğum ,

Otur dizlerime de . . .

Hürlüğü yaşıyorsun , alabildiğine ,

O mavi gözlerinde . . .

 

 Sen , Mustafa Kemal misin?

 

 Gel bana , yavrucuğum ,

Sarıl boynuma . . .

Vatana nur veriyorsun ,

Her ipek telinden saçlarının

Sarı ve yumuşak . . .

 

 Sen , Mustafa Kemal misin?

Dinle beni , yavrucuğum ,

Koy başını göğsüme . . .

Usulcacık , şöyle:

Senin yüreğin midir bu çarpan ,

Böyle aşkla , milyonlar adına ,

Yüceliği , esenliği için vatanın?

 

Sen , Mustafa Kemal misin?

 

Sırmalar , rütbeler değil istediğin ,

Ayağındaki toz ,

Alnındaki ter bile

Nurlu gelecekler için . . .

Söyle bana yavrucuğum . . .

 

 M . Sunullah ARISOY

 

 

 

Mustafa Kemal’ler tükenmez

Tükenir elbet
gökte yıldızlar denizde kum tükenir
bu vatan bu topraklar cömert
kutsal bir ateşim ki ben sönmez
inanın Mustafa Kemaller tükenmez .
ben de etten kemiktendim elbet
ben de bir gün göçecektim elbet
İki mustafa kemal var iyi bilin
ben işte o ikincisi sonsuzlukta
ruh gibi bir şey görünmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez .
hep kardeşliğe bolluğa giden yolda
bilimin yapıcılığın aydınlığında
güzel düşünceler soyut fikirlerde ben
evrensel yepyeni buluşlarda
geriliği kovmuşum ben dönmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez .

Başın mı dertte beni hatırla
duy beni en sıkıldığın an
baştan sona her şeyiyle bu vatan
sakın ağlamasın kasımlarda
fatihler kanuniler ölmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez .

 

Halim Yağcıoğlu

 

Atatürk’e

Kara toprak diye en hissiz ayaklar hatta

Basamaz toprağa , toprakta cenazen varken ,

Ne büyüksün ki huzurunda küçüktür matem ,

On sekiz milyon adam tek kişidir ağlarken .

 

Mithat Cemal Kuntay

 

 

 

Atatürk’ten son mektup

Siz beni hala anlayamadınız .

Ve anlayamayacaksınız çağlarca da

Hep tutturmuş”Yıl 1919 Mayısın 19’u”diyorsunuz .

Ve eskimiş sözlerle beni övüyor , övüyorsunuz .

Mustafa Kemal’I anlamak bu değil .

 

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil .

Bırakın o altın yaprağı artık .

Bırakın rahat etsin anılarda şehitler

Siz bana neler yaptınız ondan haber verin .

Hakkından gelebildiniz mi yokluğun , sefaletin?

Mustafa Kemal’I anlamak yerinde saymak değil .

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil .

 

Bana muştular getirin bir daha .

Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan

Kuru söz değil , iş istiyorum saizden anladınız mı?

Uzaya TÜRK adını Atatürk kapsulleriyle yazdınız mı?

Mustafa Kemal’ianlamak avunma değil .

Mustafa Kemal’I anlamak sadece söz değil .

 

Hala o acıklı ağıtlar dudaklarınızda

Hala oturmuş bana on kasımlarda ağlıyorsunuz .

Uyanın artık diyorum , uyanın , uyanın!

Uluslar uzak fetihlere çıkıyoruzak dünyaların

Mustafa Kemal!I tanımak göz boyamak değil .

 

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil .

Beni seviyorsanız eğer anlıyorsanız

Laboratuvarlarda sabahlayın , kehvelerde değil .

Bilim ağartsın saçlarınızı , kitaplar .

Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar .

Mustafa Kemal’I anlamak ağlamak değil .

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil .

 

Demokrasiyi getirmişim size özgürlüğü

Görüyorum ki hala aynı yerdesiniz hiç ilerlememiş .

Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken .

Hani köylerde ışık , hani bolluk , hani kaygısız gülen?

Mustafa Kemal’I anlamak itişmek değil .

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil .

 

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla .

Bilime , sanata varılamaz rezil dalkavuklarla .

Bu vatan , bu canım vatan sizden çalışmak ister .

Paydos övünmeye , paydos avunmaya yeter , yeter .

Mustafa Kemal’I anlamak aldatmak değil .

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil .

 

 

 

 

 

 

 

Dağlarda tek tek
ışıklar yanıyordu .
Ve yıldızlar öyle
ışıltılı ,
öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve
ne zaman
geleceğini bilmeden
güzel , rahat günlere
inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla
duruyordu ki
mavzerinin yanında ,
birdenbire beş adım sağında
O’nu gördü
Paşalar onun arkasındaydılar
O , saati sordu .
Paşalar: “Üç” dediler .
Sarışın bir kurda benziyordu .
Ve mavi gözleri çakmak
çakmaktı .

Yürüdü uçurumun başına
kadar ,
eğildi durdu .
Bıraksalar
İnce uzun bacakları üstünde
yaylanarak
ve karanlıkta akan
bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovası’na
atlayacaktı

 

Nazım HİKMET

 

 

 

 

Adım Mustafa Kemal , soyadım Atatürk ,

Tarihi biz yazmıştık , tarihe gömülüyordu yüce Türk .

Şamar oğlanı olmuştuk , önüne gelen bize attı tokadı ,

Vatan elden gidiyordu , Osmanlının kalmamıştı takatı .

 

Gün , o gündü: ya Türk olup bilinmek , ya yok olup silinmek ,

Türksüz dünya olamazdı , hakkımızdı sevinmek .

Tek yürek , tek bilek olduk , yıldırım gibi çaktık ,

Cepheden cepheye koşup , tarihi görevimizi yaptık .

 

Her yönden geri idik , sil baştan bir Türkiye yarattık ,

Bizler ölüp gittik ama , sizlere hür bir vatan bıraktık .

Beşer şaşar’ derler , bizler yanlış yaptı isek , sizler onu düzeltin ,

Biz , Türkiye’yi bu kadar yücelttik , sizler daha fazla yüceltin .

 

Vatan , millet uğrunda bir olursa emeller ,

Türk anası doğurur ne Mustafa Kemal’ler . . .

 

Cevat Eğilmez

 

 

Atatürk’ün sofra arkadaşları

Atatürk’ün , özellikle akşam sofrası , çok konuşulmuş ve hala da konuşulan bir konudur . Halbuki , bu sofrada , yapılacak bütün işler ele alınır ve enine boyuna ciddi olarak konuşulurdu . Ayrıca , hangi konu ele alınacaksa , o konuyu iyi bilen üniversiteden veya dışarıdan şahıslar da yemeğe çağırılır ve o konu iyice tartışılıp karara bağlanırdı . Toplantıyı Atatürk idare ederler ve konuşmaları da kesinlikle şahsiyete dökmezlerdi . Eğer o konuyla ilgili kişi yoksa , hemen getirtilir veya konu başka bir güne bırakılarak o kimse de toplantıya çağırılırdı .
Toplantılarda , daima bir kara tahta ve tebeşir bulundurulur , bazen de dünya ve Türkiye haritaları astırılırdı .
Genellikle bazı kimseler , Atatürk’ün sofrasında hemen daima bulunurlardı . Atatürk , bu kişilere ya not aldırırlar , ya makale yazdırırlar veya elçi gibi kullanarak gidip araştırma ve tetkik etme görevi verirlerdi . Sofrada bulunan kimselere , her zaman ki kişiler; bilinen , belirli kişiler anlamında “Zevat-ı Mutade” denirdi . Bu kimseler ya hükümet üyesidirler veya zamanın en ileri gelen fikir ve kalem üstatlarıdır . Bu sofrabaşı sohbetleri bazen sabaha kadar sürerdi . Herhangi bir konu görüşülürken o konuyu iyi bilene Atatürk sualler yöneltirler ve onu konuşmaya zorlarlardı . Bilmediği konuları can kulağı ile dinler ve öğrenmek isterlerdi . Sofrada genellikle mevsim sebzeleri dışında , pilav ve kurufasulye mutlaka bulunurdu . Lüks sayılan yemekler genellikle sofrada bulunmazdı . Kendileri meze olarak peynir , leblebi ve kavunu tercih ederlerdi . Hala da konuşulanların tam aksine , böyle gecelerde , en az eğlenceye yer verilirdi . Sırf misafir ve dostlar için çağırılan ses ve saz toplulukları , pek çok defalar hiç sazlarını bile açmadan evlerine geri dönmüşlerdir .

 

 

Mareşal Fevzi Çakmak
Fevzi Paşa çok iyi yetişmiş bir asker olmasından başka çok dürüst ve başarılı bir kumandandı . Osmanlı İmparatorluğu’nun son hükümetinde harbiye nazırı olmuştu . Bu mevkide iken Kuva-yı Milliyecilerin İstanbul’da bulunan birçok silah ve mermi depolarını basarak silahları Anadolu’ya kaçırmalarına göz yummuştu .
23 Nisan 1920’de TBMM’nin ilk defa açılmasından ancak 4 gün sonra Ankara’ya gelmiş ve kurulan ilk hükümette Milli Müdafaa Bakanlığı verilmişti .
Atatürk , Mareşal Fevzi Çakmak’a ayrı bir hürmet beslerdi Mareşal içki içmez , beş vakit namazında , çok dürüst ve faziletli bir kişi idi . Atatürk ve Mareşal seyahatlerinde hiç harcırah ( yolluk ) almamışlardır .
Mareşal’e yolluk teklif edilince , “Biz oraya askeri araçlarla teftişe gittik . Orduevinde yedik içtik , yattık kalktık . Görev yapıp döndük . Ne harcırahı” der ve yollukları daima orduya kalırdı . Bu nedenlerle Atatürk’ün Mareşal’e çok değişik bir hürmeti ve saygısı vardı . Paşa’nın yemekte olacağı zaman , kesin olarak masaya içiki konulmaz , sadece limonata içilirdi . Atatürk , Mareşal’in her yemeğe gelişinde , bizlere bunu tekrar tekrar hatırlatırlar , herhangi bir yanlışlık yapıp masaya içki getirilmesini önlerlerdi .

 

 

 

 

Ramazanlarda Atatürk

Atatürk , Ramazan ayına büyük önem verir; bu ay içinde ince saz heyeti saraya kesin olarak sokulmazdı . Akşamları , beni huzurlarına çağırır ve Kura-ı Kerim’den sureler okuturlar , kendileri de bunu derin bir hazla dinlerlerdi .
Ramazan aylarında , Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu Camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okumamı emrederlerdi . Ben de , tıklım tıklım dolu olan bu camilerde emirlerini yerine getirir , hatim okurdum .
Peygamberimiz Efendimiz’den bahsederlerken , “Hazret-i Peygamberin Zaman-ı Saadetlerinde” diye , daima saygı ifade eden kelimeler kullanırlardı . Peygamber efendimiz’in , ayrıca , çok yetenekli bir devlet adamı ve iyi bir başkomutan olduğunu daima söylemişlerdir .
Din işlerinin cahil kimselerin kontrolünden alınıp , bu işi iyi bilen alimlere verilmesinin gerekliliğini ifade ederler , “Mukaddes Mihrabı , cehllin cahillerin elinden alıp ehlin ( konuyu iyi bilen ) eline vermek zamanı çoktan gelmiştir” derlerdi . En uzun tatillerin dini bayramlarda yapılmasının da şart olduğu söyleyip , “Herkes , dini vecibeleri , görevleri yerine getirecek , sonra da dinlenecekler” derlerdi .

 

 

 

 

Atatürk’ü ağlatan olay…

“Ben İnsan Değil miyim?”
Yıl 1922 . 14 Ocak gece yarısı . Mustafa Kemal’in özel treni Eskişehir’e doğru gidiyor . Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi , savaş sonrası Anadolu’sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir’e gidip annesini görecek . Ve Latife’yi .
Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal’in ve bir türlü uyku tutturamıyor .
Ali Çavuş kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor . Kapıya dayanmış karanlığı seyreder ken bir yandan da kendi kendine mırıldanıp duruyor .
“Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmedim .
İşte , sonunda şifreli telgraf geldi . Zübeyde anamızı yitirdik . Peki , ne duruyorum . İçeri girip onu uyandırmalıyım . Ama işe bak , giremiyorum . Kıyamıyorum paşama . Nasıl derim ki: ‘Anamız öldü paşam!’ diyemem . Onun yüreği anası için atar . Hep söyler . Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak aynı anlama gelir onun için . Kapıyı açsam , telgrafı uzatsam , ‘Paşam sen sağ ol’ desem ‘Eyvah demez mi?’ ‘Koca vatanı kurtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?”
Ali Çavuş , anlattığına göre birden yerinden sıçramış . İçeriden bir ses geliyor . Mustafa Kemal sesleniyor .
Çavuş kompartıman kapısını açıp selam duruyor:
“Emret Paşam” .
Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile:
“Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?”
“Uyku tutturamadım da Paşam”
“Annemden bir haber var mı?”
“Az önce bir telgraf geldi dediler , şifreyi çözünce size sunacaklar . ”
“Boşuna kıvranma Ali , benden de saklamaya çalışma . Ben haberi aldım . ”
Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve merakla soruyor:
“Ne olan , ne haber aldın ki paşam? Hayır haber inşallah . ”
Mustafa Kemal usul usul anlatıyor .
“Az önce dalmışım , rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk . Hep olduğu gibi bana birşeyler anlatıyordu . Birden bir fırtına çıktı . Bir sel bastırdı , anamızı aldı götürdü . Hiçbir şey yapamadım . Hiç , hiç! . . ”
Çavuşu bir titremedir almıştı . Derken . . Mustafa Kemal emri verdi:
Çocuk! Al getir şu telgrafı , hemen!”
Ali Çavuş kompartımandan çıkar çıkmaz , çözümü getiren görevliyle karşılaştı .
“Ver onu” dedi . “Paşamız bekliyor . ”
Kağıdı aldı , içeri girdi , selam durdu ve: “Sen sağol paşam” dedi .
“Millet sağ olsun . ”
Gözünden iri bir damla göz yaşı akıvermişti . Çavuş “Ağlama paşam” diye yalvardı .
“Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü . Ben buna ağlarım . Ama , Anavatan kurtuldu . Bununla da te selli bulurum . Benim için ikisi bir . ”
İşte ben bunun için:
‘Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini’ diye cevap vermedim mi Namık Kemal’e? Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık , hıçkırıklarla , içli içli ağlıyorlardı ,

bir dehanın annesine!…

 

 

Nazır biraz beklesin

                    

 

Atatürk Anafartalar ve Arıburnu zaferlerinden sonra İstanbul’a gelmişti . Ata , hariciye nazırını ( dışişleri bakanı ) ziyaret ederek son durum hakkında konuşmak ,   mütelalarını bildirmek istiyordu . Nezaret binasina gelerek nazır beye haber gönderdi .

 -Beklesinler . . . buyrulmuţ

Atatürk bir hayli beklemiş . Bir aralık kendisinden sonra gelenlerin de kabul edildiklerini  farkedince müsteţar muavinine:

-Beyefendi  hazretleri  galiba beni  unuttular , demiş . Müsteşar muavini tekrar içeri girerek Mustafa Kemal’i hatırlatmış ve yine:

-Beklesinler , cevabını almış .

Atatürk ikinci “beklesinler” üzerine dayanamamış ve muavine:

-Sizin nazırınız bütün zamanlarını hep böyle manasız ziyaretler kabul ederek mi geçirir?

Muavin tabii buna bir cevap verememiş , biraz sonra başka bir mevzu açılmış ve konuşmaya başlamışlar . Mevzunun en hareketli anında salon kapısı açılarak bir hademe:

-Mustafa Kemal Bey buyursunlar deyince , Atatürk:

nedir o? diye sormuş . Nazır beyefendinin kabul edeceğini söylemiş . Mustafa Kemal hademeye:

-Beklesinler . . . diyerek dönmüţ . Muavin ile olan muhaveresine devam etmiţ .

 

 Gözle görülmeyen yeri gören Atatürk

Sakarya Muharebesi’nden sonra idi . Kurmay subay cepheden alinan bilgilerlei_ Başkumandan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e okuyordu . Bunlar arasında cephe kumandanlarından biri , Seyit Gazinin bilmem ne kadar doğu veya kuzeyinde bir düşman tümenin  görüldününden bahsediyordu .   Paşa kaşlarını çatarak:

 

            -Hayır orada düşman tümeni olamaz ve yoktur . Yazınız ,   iyi baksınlar .   dedi .   Kurmay subay gittikten sonra orada iki saat daha kaldım .   Biz öğle yemeği yerken subay tekrar geldi:

 

            -Haber aldım gerçekten orada düşman tümeni yokmuş efendim ,   dedi . Cephedeki kumandan gözle görülen bir düşman tümeninden bahsederken Gazi Paşa altı yüz kilometre uzaktan orada düşman tümeni olmadığını görüyor ve ihtar ediyordu .

 

 

Liman Von Sanders’e oynanan oyun

 

Bir gün ,   Atatürk’e Türk askeri hakkında ne düşündüğünü sormuşlardı . . .

            – Durun ,   size bir hikaye anlatayım ,   dedi .   Yildirim ordulari kumandaniydim .   Liman Von Sanders Paşa da o sırada kıtalarımızı denetime gelmişti .   Hastaneden yeni çıkmış bazı kişiler de her nasılsa bölüklerin arasına karıştırılmışlardı .

            Sanders :

            -Canım ,   böyle adamları ne diye buraya gönderirler ?! . .   Diye söylenerek hasta ve cılız bır askeri göğsünden itti .   Mehmetçik derhal yere yuvarlandı .

            Alman general_ ,   davasını ispat etmiş olmanın gururu içinde :

            – İşte görüyorsunuz ya ,   dedi ,   düşmek için sebep arıyormuş ! . .

            Oracıkta ,   Fon Sanders’e küçük bir azizlik yapmak aklıma geldi .   Askerin yanına sokularak:

            -Ne kof ţeymiţsin sen ,   dedim ,   dikkat etsene ,   seni yere yuvarlayan adam bizden değildir .   Ne diye kendisine karşı durmadin ? Şimdi tekrar yanına gelirse ,   sıkı dur ,   gücün yetiyorsa ,   bir kafa da sen ona vur ! . .

            Sonra ,   Fon Sanders’e dönerek :

             -Sizin takatsiz sandiğınız asker ,   boş bulunduğu için yere yıkılmış .   Türk askeri amir karşısında dünyanın en uysal insanı olur .   Kendisine söyledim .    Hele gelsin ,   bak bir daha beni yikabilir mi ? diyor .

            Fon Sanders ,   askerlerle şakalaşmasını severdi .   Gülerek aynı askerin yanına geldi .   Fakat eli ile dokunur dokunmaz ,   o dermansız mehmetten göğsüne öyle bir kakma yedi ki ,   derhal sırtüstü yuvarlandı .   Fon Sanders ,   mehmetçiğin bu karşılığına hiddet etmemiş ,   bilakis Türk askerine karşı olan hayranlığı artmıştı .   O kadar ki ,   yerden kalkınca ilk iţi ,   gidip hasta Türk askerinin elini sıkmak oldu .

 

            Atatürk sözünü

 

            – İşte ,   türk askeri budur ! . . diyerek bitirmiştir .

 

Şimdi konuşabiliriz!

 

Musolininin Akdeniz illerimize göz diktiği sıralardaydı . İtalyan elçisi , Atatürk’e ,   Musolininin bazı isteklerini söylemişti .   Atatürk bu sözleri bir süre dinledikten sonra ,

 

            -Birkaç dakika sonra konuşalım ,   diyerek başka odaya geçti . Döndüğü zaman asker elbisesi  üzerindeydi .

            – Şimdi istediğiniz  gibi  konuşabiliriz sayın elçi! dedi .

 

 

Böyle geçilir…

                    

 

İngilizler Çanakkalede Anafartalar grubunu mağlup edip de cepheyi sökemeyince yeni bir harakete giriştiler ,   bu cepheyi sağdan çevirmek istediler .

            Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepeyi tutmak lazımdı; Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafindan makaslama ateş altında tutuluyordu .   Her an otuz sekizlik gülleler korkunç patlayıcılarla ortalığı alt üst ediyor; Ölüm saçıyordu; bir insanın değil ,   kuşun bile geçmesine imkan görülemiyordu .

            Kireç Tepeyi tutmak emrini alan Türk subay ve askerleri tereddüt içndeydiler; firsat gözetiyorlardı .   Lakin düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu .

            Atatürk bu hali görünce siperlere koştu; askerlerin arasına karıştı ve sordu:

            – Niçin geçmiyorsunuz?

            Cevap alamayınca;

            -Oradan böyle geçilir! . .   dedi ve ileri fırladı .

            Mehmetçik artık dururmu? O da kumandanının ardından ileri atıldı .   Toz ,   duman ,   alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar; tepeyi tuttular .

 

 

 

İngiliz Kralına verilen ziyafet

 

İngiliz kralı VIII . Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman , Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti . Ziyafetten önce:

– “Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur , onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz! . . . ” dedi .

Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular . . . Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu . Atatürk’e dönerek:

– “Sizi tebrik eder ve teţekkür ederim . Kendimi İngiltere’de zannettim” diyerek memnuniyetini bildirdi .

Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi . Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak , elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı . Yemekler de halılara dağıldı . Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler . Fakat Atatürk Kral’a eğilerek:

– “Bu millete her şeyi öğrettim , fakat uşaklığı öğretemedim!” dedi . Bütün sofradakiler Atatürk’ün zekasına hayran oldular . Atatürk garsona da “vazifene devam et” emrini verdi .

 

  

Doğuşundaki  fevkaladelik… 

 

Atatürk kendisini insan üstü bir varlık olduğunu söylemelerini hiç hoş karşılamazdı . Çocukluk arkadaşı nuri conker’in sert şakalarını büyük bir neşeyle dinler ve hepimizin önünde tekrarlattırırdı .

Bir gün sofrada ismini zikretmek istediğim bir zat :

– paşam , demişti . Kimbilir çocukluğunuzda ne müstesna bir insandınız . Kimbilir , ne harikulade hatıralarınız vardır . Atatürk güldü ve nuri conker’e döndü:

– nuri , anlatsana! . . Dedi .

Nuri bey her vakitki şakacı diliyle:

– bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi , cevabını verdi . Deminki suali soran zat , lafın bu yolu almasından fena halde ürktü . Suali ortaya attığına bin kere pişman oldu:

– aman efendimiz . . . Diyecek oldu . Atatürk hemen sözünü kesti:

Bana insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız . doğuşumdaki tek fevkaladelik , türk olarak dünyaya gelmemdir

 

Efelerin akşamı

 

Atatürk’ün Ankara’ya ayak basışının yıldönümü halkevinde ilk defa kutlanıyordu . Ankaralıların gönülden kopan kadirşinaslığı ile gündüzden beri heyecan içinde olan Atatürk efelerin oyunundan sonra yanına gelmelerini istedi . Efeleri yakınına konmuş iki sandalyeye oturmağa davet etti .

– Şimdi size soframdakileri tanıtayım . Bu büyük bir alimdir , tarih yazar ve okutur . Bu büyük bir yazıcıdır , olanı ve olacağı dile getirir .

Sofradakilerin hepsi için mahsus iltifat ve mübalağa dolu vasıflar buluyor , keskin , kesin , özlü methiyeler sıralıyordu . Sıra seymenlere geldi onlara döndü ve masadakilere tanıttı :

– Bunlar da , bu dünyanın en kahraman milletinin en yiğit insanlarından .   Bana gelice , eğer bundan daha iyi tarihimizi bilmesem , bundan daha iyi dertlerimizi dile getiremeseydim , bundan daha iyi asker , bundan daha iyi hatip ve sizden biraz daha yiğit olmasam başınız olmazdım!

Biran başını önüne eğdi , biran yüzünde koyu bir pembelik dolaştı gülümseyerek seymenin birine hitap etti:

– Bırak şunu bunu; ne Mustafa Kemal , ne reisicumhur . . . İkimizde Türk , ikimizde efe . . . Sen beni bilmiyorsun , ben seni . . . Dağda karşılaştık;benden korkarmısın , korkmaz mısın?

– Sayende düşmandan korkmadık kı , senden korkalım .

Cevap Atatürk’ün hoşuna gitmemişti : Düşmandan tabii korkmayacaksın , düşman bir başka , Türk değil ki korkasın gel bakalım , tam efe misin?

Başını dizine doğru çekti , gel bana desteklik et bakalım , dedi . Ve onun boynuna namlusunu dayadı; duvarın bir yerine nişan almaya başladı kurşun boynunun tüylerini yalayarak geçen seymende hiçbir kımıldama yoktu , oradakiler seymenin korkudan bayılığını sanıyordu , kurşunlar bitmişti .

Seymen doğruldu , yüzünde ne bir pembelik , ne bir sarılık vardı , hiç titremeyen , belki biran gürleyen ve gülen bir sesle;

– Kurţunlar bitti mi , paţam? Diye sordu :

Bu yüzdeki huzuru biranlık bakışla sezen Atatürk seymenin ata kurşunu insana zarar vermez inancı ile öyle dimdik ve sakin kalabildiğini anlamıştı . Birden tabancayı yere attı , gözlerinden iri yaşlar damlıyordu . Hıçkırıklı bir sesle dediki

– Demin söylediklerim yalandı , yanlıştı . Ben herşey değilim , ben hiçim . Ben hiç olurdum , eğer bu millet bana böyle inanmasaydı . Bu millet kılı kıpırdamadan benim uğruma canını vermeye hazır olmasaydı , ben hiçbir şey yapamazdım .

paylaş:

Yorum Yap