Mikrop Teorisi ve Tarihte Mikropların Keşfi

Bilimciler mikgroorganizmaların önemini kavrayana kadar, insan hastalıkları tam olarak açıklanamadı. “Hayvancık” adını verdiği bu organizmaları keşfeden Hollandalı mikroskopist Antoni van Leeuwenhoek, bakterileri belirlemeye ve bir mikrop teorisi geliştirmeye ne denli yaklaştığını fark etmemişti.

Yüzyıllar boyu vücut sıvıları teorisinin yanısıra yaygın görüş, kötü kokulu havanın -miasma ya da duman- bir etken faktör olduğu yönündeydi. Ayrıca kimyasalların, kötü beslenmenin, benzeri dış etkenlerin, hatta çeşitli permütasyonlarıyla fizik yasalarının ve yıldız etkilerinin de önemli olduğuna inanılıyordu.

Mikroskobik bulaşıcı etkenlerin hastalığa neden olabileceğini öne süren devrim niteliğindeki teori, aslında tek bir kişinin ürünü değildi. Mikrop teorisi daha çok 1500’lerde yaşayan birkaç araştırmacının çıkarımlarının bir sonucuydu. Bu bilimciler bazı hastalık türlerinin gerisinde henüz belirlenmemiş varlıkların olduğundan şüpheleniyordu. Ancak mikrop teorisi özellikle 19.yüzyıl sonlarında yaşayan üç kişiye atfedilebilir: Louis Pasteur, Joseph Lister ve Robert Koch.

Pasteur, fermantasyon deneyleriyle süt ve şaraptaki çürümenin (yaygın inanış olan) doğal bir bozulmadan değil, havadaki mikroorganizmalardan kaynaklandığını gösterdi. Söz konusu mikroorganizmalar temasta bulundukları sıvıları bozuyorlardı. Pasteur ayrıca sütü belli bir dereceye kadar ısıtarak, tüberküloz ve tifonun yayılmasının da engelleneceğini keşfetti. Bu da, organizma etkilerinin bastırılabildiğini kanıtlıyordu.

Lister’in teoriye katkısı, özellikle cerrahi müdahele durumunda kullanılan mikrop öldürücü bir antiseptikti.  Mikropların çürümeye etkisini ortaya koyan Pasteur’ün, kendi sterilizasyon teknikleri cerrahi müdahalelere uygun değildi. Bir cerrah olan Lister ise çalışma alışkanlığı, yara temizleme, giysileri sıkça değiştirme ve yaraları temiz tutmak amacıyla gümüş iplik kullanma gibi konularda oldukça titizdi.

Pasteru’ün ısıtma yoluyla sterilizasyon yönteminin cerrahiye fazla yararı olmadığını fark eden Lister, asit fenik gibi kimyasal antiseptiklere yöneldi. Enfeksiyonların bakterilerden kaynaklandığını ve antibakteriyellerle kontrol altına alınabileceğini kanıtladı. Lister böylece cerrahi tıpta büyük gelişmelerin önünü açtı.

Ancak özel olarak hazırlanmış, besin zengini ortamda, mikroorganizmalardan saf kültürler elde etmenin yeni yöntemlerini geliştiren kişi, Robert Koch’du. Cerrahların Lister’a kulak asmadığı -ve ağız ve başlarını örtmeden gündelik giysileriyle operasyon gerçekleştirdikleri- bir dönemde, ortam kirliliğinin tehlikeleri konusunda bilinçli olan Koch, steril laboratuvar koşulları talep etmişti.

Koch, Pasteur’ün bulyonu yerine, kültürler için doğru jel ve jeloz -deniz yosunundan üretilen ve bakteri kültürlerinde kullanılan jelatinimsi bir madde- kombinasyonu buldu. Geliştirdiği yöntem işe yaradı ve yalnızca antraks basilini değil, zatürreeden sorumlu bakteriyi de ayrıştırmayı başardı. Koch dikkatini sıtmaya yoğunlaştırırken, araştırmacıları da tifo ve difterinin etkenleri üzerinde çalışmayı sürdürdü. Koch 1005’te fizyoloji, yani tıp dalında Nobel ödülüne layık görüldü ve bakteriyolojinin ve mikrop teorisinin yaratıcılarından biri olarak tarihe geçti.

paylaş:

Yorum Yap